13 Şubat 2013 Çarşamba
Sömestr-3 Erciyes ve civarındakiler..
Bu kadar güzel kar görüntüleri eşliğinde birde itirafta bulunacağım;
Onca yıllık Kayseri hayatımda Erciyes'e kışın ilk defa bu yıl çıktım..
Üstelik Türkiyenin her yerinden yüzlerce aileyi kayak ve kar sefası yapmak üzere burada bu yoğunlukta görünce;Erciyes'in sadece yıllarca bizim yaptığımız gibi yazın sıcaktan kaçıp serinlemek için bir doğal klima merkezi olmadığınıda kendi gözlerimle görmüş oldum..
Tesisler mükemmel,pist harika idi..Kayak bilmemek bir kayıp:)
Aslında üşümüyorum..Hayret verici ama soğuk hiç dokunmadı..Yer yer bahar havası varmış gibi hissettim:)...Şehir merkezinde hiç kar yoktu ve biz kar göremeyeceğiz diye üzülmüştük.
Kaymanın diğer yolunu tüm cesaretimi toplayıp kızımla uygulamaya koyuldum..Onca ,hayır kaymayacağım,olmaz dememe rağmen..Korktuğum sadece pistin çok dolu olup birine çarpabilme ihtimalimdi..Hatta kızlarımıda aynı endişeyle ilk başta bu zevkten men etmiştim:)
Çığlık çığlığa aşağılara indiğimde bu ilk ve sondu dedim...Pistide benden başka ''çekilin!çekilin!,, diye inleten yoktu galiba...)
Kızımın beni sakinleştirmeye çalıştığı anlarda ben hala duramamıştım:))
ve kar üstünde sucuk ekmek keyfi tokluk falan dinlemiyor...
Bu görüntüler Erciyes'ten değil...
Ama Erciyes civarlarından.. Eşimin köyü bizde sadece nüfus cüzdanında mahalle adı olmaktan ibaret sadece..Yolumuz Erciyes'ten,
görmediğimiz yerlere doğru giderken birden ben eşime dönüp çok uzak olmayan köyüne neden gitmediğimizi sormakla değişti..Köyünde doğmamış ve bilmiyordu..Küçükken gidip geldiğini ve bir iki akrabasının adını hatırladığını,onlarında köyde olup olmadığını,yaşayıp yaşamadıklarınıda bilmediğini söylüyordu..Merakla köyüne (artık Kayseri'nin bir mahallesi) doğru yola çıktık..
Yol'da gittikçe kar,soğuk ve sis artarken kızlar ''baba böyle bir köy yok galiba,devam etmeyelim istersen,, demeye başladılar:)
Navigasyonumuz sadece 2 km.kaldığını söylüyordu..Buraya kadar geldik,şu nüfus cüzdanımızda yazan yeri en azından bir görüp gidelim diye ısrar ettim..
Demeye kalmadı tabelayı gördük..
Köy içinde şöyle bir tur atarkende meraklı gözlerle etrafı seyreylemeye koyulduk..Tabii köy meydanında bu bazı sakinlerin dikkatini çekti..
Bir amca yanımıza yanaşıp''hayrola,kimlersiniz,ne istersiniz?,, diye sordu..
''Şeyy..biz..burası bizim köyümüz...Merak edip görmeye geldik:))),,..Şöyle bir dolaşıp gidicez:))
Kimlerdensiniz? sorusunun cevabını eşimden aldıktan sonra eşim birde akrabasının köyde olup olmadığını sorunca,amca hemen arabayı park edin ve beni takip edin deyip düştü önümüze..
Biz ise bizin neyi beklediğini bilmeden çok heyecanlanıp köyün karlı,dar sokaklarında yol almaya başladık..
Burasıymış...Zili çaldık ve sonradan öğrendiğimize göre evin gelini olduğunu öğrendiğimiz genç bayanın kapıyı açar açmaz ''buyruuun hoşgeldiniiiiz,, diye kim olduğumuzu sormadan karşılayışına hayret ettim..İçeri bir sürü kişi sanki özlemle bekledikleri misafirleri bizmişiz gibi ısrarla buyur ederken biz ayakkabılarımızı çıkarmaya çalışıyorduk zaten ama kimsede bize kim olduğumuzu sormuyordu:))
Taaki sıcak sobanın yandığı odaya geçip,oturup,nefeslenip içeri Fikriye teyze girip elini öptükten sonrasına kadar..
Böyle şirin,sevimli,canayakın bir silüetle karşılaşacağımızı bilmiyordum..
Kimlerdensiniz yavrum? diye sordu..
Eşim kim olduğunu söyleyince Fikriye teyze büyük bir şaşkınlıkla tekrar kalkıp sarılıp,sevinçle eşimi öpüp koklamaya,ne kadar özlem,sevgi sözcüğü varsa sıralamaya başladı..Görülmeye değer bir manzaraydı ama sıcaklıkları bambaşkaydı...Köy insanı,bozulmamış,katışıksız ve saftı hala..
Tanımadığı halde büyük bir samimiyet ve ısrarla içeri davet edişlerinden tutun,dakikalar sonra oturduktan sonra kim olduğumuzu sormaları onların misafirperverliğini,güzelliğini bir kez daha ortaya koyuyordu..
Birden ortayada kendi peynirleri,tereyağları,sucuklarından hazırlamış oldukları sofra geldi...tokuz dedik ama oturmamak ayıp olurdu..Zaten yemeyiz,çok tokuz demeye bu ısrar karşısında demeye cesaret dahi edemedik..
Toktuk,daha Erciyes'te yediğimiz sucuk ekmekleri sindirememişken,doğal olan bunca şey bu kadarmı lezzetli olur?..Kızım dönerken arabada bir itirafta bulundu;Anne utanmasam o kadar çok yiycektimki,çok lezzetlilerdi dedi:))
Kızlar için bulunmaz görüntülerdi:))
Ayrılma vakti geldiğinde,Fikriye teyze artık her geldiğimizde uğramamız için söz istedi bizden..Söz verdik.Mutlaka gelecektik..Böyle kısacık değil ama dedi..Tamam kısacık değil,uzun süre dedik:)..
Çoooook ama çok güzel bir gündü..Köy içinde karda yürümenin zor olmasının bu kadar zevkli olacağını tahmin bile edemezdim..
İyiki gitmişiz diye yol boyu kendi kendimize sevinçle söylendik..İyikide..
Güzel,çok sevdiğim bir şarkı..
Onca yıllık Kayseri hayatımda Erciyes'e kışın ilk defa bu yıl çıktım..
Üstelik Türkiyenin her yerinden yüzlerce aileyi kayak ve kar sefası yapmak üzere burada bu yoğunlukta görünce;Erciyes'in sadece yıllarca bizim yaptığımız gibi yazın sıcaktan kaçıp serinlemek için bir doğal klima merkezi olmadığınıda kendi gözlerimle görmüş oldum..
Tesisler mükemmel,pist harika idi..Kayak bilmemek bir kayıp:)
Aslında üşümüyorum..Hayret verici ama soğuk hiç dokunmadı..Yer yer bahar havası varmış gibi hissettim:)...Şehir merkezinde hiç kar yoktu ve biz kar göremeyeceğiz diye üzülmüştük.
Kaymanın diğer yolunu tüm cesaretimi toplayıp kızımla uygulamaya koyuldum..Onca ,hayır kaymayacağım,olmaz dememe rağmen..Korktuğum sadece pistin çok dolu olup birine çarpabilme ihtimalimdi..Hatta kızlarımıda aynı endişeyle ilk başta bu zevkten men etmiştim:)
Çığlık çığlığa aşağılara indiğimde bu ilk ve sondu dedim...Pistide benden başka ''çekilin!çekilin!,, diye inleten yoktu galiba...)
Kızımın beni sakinleştirmeye çalıştığı anlarda ben hala duramamıştım:))
ve kar üstünde sucuk ekmek keyfi tokluk falan dinlemiyor...
Bu görüntüler Erciyes'ten değil...
Ama Erciyes civarlarından.. Eşimin köyü bizde sadece nüfus cüzdanında mahalle adı olmaktan ibaret sadece..Yolumuz Erciyes'ten,
görmediğimiz yerlere doğru giderken birden ben eşime dönüp çok uzak olmayan köyüne neden gitmediğimizi sormakla değişti..Köyünde doğmamış ve bilmiyordu..Küçükken gidip geldiğini ve bir iki akrabasının adını hatırladığını,onlarında köyde olup olmadığını,yaşayıp yaşamadıklarınıda bilmediğini söylüyordu..Merakla köyüne (artık Kayseri'nin bir mahallesi) doğru yola çıktık..
Yol'da gittikçe kar,soğuk ve sis artarken kızlar ''baba böyle bir köy yok galiba,devam etmeyelim istersen,, demeye başladılar:)
Navigasyonumuz sadece 2 km.kaldığını söylüyordu..Buraya kadar geldik,şu nüfus cüzdanımızda yazan yeri en azından bir görüp gidelim diye ısrar ettim..
Demeye kalmadı tabelayı gördük..
Köy içinde şöyle bir tur atarkende meraklı gözlerle etrafı seyreylemeye koyulduk..Tabii köy meydanında bu bazı sakinlerin dikkatini çekti..
Bir amca yanımıza yanaşıp''hayrola,kimlersiniz,ne istersiniz?,, diye sordu..
''Şeyy..biz..burası bizim köyümüz...Merak edip görmeye geldik:))),,..Şöyle bir dolaşıp gidicez:))
Kimlerdensiniz? sorusunun cevabını eşimden aldıktan sonra eşim birde akrabasının köyde olup olmadığını sorunca,amca hemen arabayı park edin ve beni takip edin deyip düştü önümüze..
Biz ise bizin neyi beklediğini bilmeden çok heyecanlanıp köyün karlı,dar sokaklarında yol almaya başladık..
Burasıymış...Zili çaldık ve sonradan öğrendiğimize göre evin gelini olduğunu öğrendiğimiz genç bayanın kapıyı açar açmaz ''buyruuun hoşgeldiniiiiz,, diye kim olduğumuzu sormadan karşılayışına hayret ettim..İçeri bir sürü kişi sanki özlemle bekledikleri misafirleri bizmişiz gibi ısrarla buyur ederken biz ayakkabılarımızı çıkarmaya çalışıyorduk zaten ama kimsede bize kim olduğumuzu sormuyordu:))
Taaki sıcak sobanın yandığı odaya geçip,oturup,nefeslenip içeri Fikriye teyze girip elini öptükten sonrasına kadar..
Böyle şirin,sevimli,canayakın bir silüetle karşılaşacağımızı bilmiyordum..
Kimlerdensiniz yavrum? diye sordu..
Eşim kim olduğunu söyleyince Fikriye teyze büyük bir şaşkınlıkla tekrar kalkıp sarılıp,sevinçle eşimi öpüp koklamaya,ne kadar özlem,sevgi sözcüğü varsa sıralamaya başladı..Görülmeye değer bir manzaraydı ama sıcaklıkları bambaşkaydı...Köy insanı,bozulmamış,katışıksız ve saftı hala..
Tanımadığı halde büyük bir samimiyet ve ısrarla içeri davet edişlerinden tutun,dakikalar sonra oturduktan sonra kim olduğumuzu sormaları onların misafirperverliğini,güzelliğini bir kez daha ortaya koyuyordu..
Birden ortayada kendi peynirleri,tereyağları,sucuklarından hazırlamış oldukları sofra geldi...tokuz dedik ama oturmamak ayıp olurdu..Zaten yemeyiz,çok tokuz demeye bu ısrar karşısında demeye cesaret dahi edemedik..
Toktuk,daha Erciyes'te yediğimiz sucuk ekmekleri sindirememişken,doğal olan bunca şey bu kadarmı lezzetli olur?..Kızım dönerken arabada bir itirafta bulundu;Anne utanmasam o kadar çok yiycektimki,çok lezzetlilerdi dedi:))
Kızlar için bulunmaz görüntülerdi:))
Ayrılma vakti geldiğinde,Fikriye teyze artık her geldiğimizde uğramamız için söz istedi bizden..Söz verdik.Mutlaka gelecektik..Böyle kısacık değil ama dedi..Tamam kısacık değil,uzun süre dedik:)..
Çoooook ama çok güzel bir gündü..Köy içinde karda yürümenin zor olmasının bu kadar zevkli olacağını tahmin bile edemezdim..
İyiki gitmişiz diye yol boyu kendi kendimize sevinçle söylendik..İyikide..
Güzel,çok sevdiğim bir şarkı..
11 Şubat 2013 Pazartesi
Sömestr-2 Beypazarı..
Beypazarındaydık ertesi gün..
Safranbolu'nun değişik bir versiyonu gibi geldi bana.
Fotoğraflanacak çok şey vardı..
''Yaşayan müze,, çok güzel,eskiyi,nostaljiyi,kültürü iliklerinize kadar hissedebilceğiniz bir yer..İlk defa bir ebru çalışmasına imza attım:))
Benim sanat eserim:))
Ortaoyununda kullanılan kıyafetlerin burayla alakası olmasada unutulmamış..
Gölge oyunlarıda aynı şekilde yaşatılıyor...
Karagöz-Hacivat oynattım:)
Büyük gelin odası...
Kadere kısmet,ne çıkarsa bahtıma...
Müzede emeği geçenlerin ellerine sağlık...
Tatlıların tadına bakmayı tabiiki ihmal etmedik..
9 Şubat 2013 Cumartesi
Yine yeniden..sömestr-1

Sevgiyle,özlemle,bi dolu geldim dostlar..
Yeni bilgisayara kavuşmanın sevinciylede geçtim klavyenin başına.
Haftalardır bloglardan uzak kalmanın acısını yavaş yavaş telafi edeceğimden emin olabilirsiniz:)
Uzun uzun izin yapmanın acısını sömestr tatilininde araya girmesiyle fena halde çıkardık.Sanki patronumda bu duygularımızı hissetmişçesine,yeter bu kadar tatil çok yattınız dercesine dünden itibaren başlayan yoğunlukla bunu burnumuzdan fitil fitil getirecek gibi:))..Olsun!Biz tadını çıkardık bile,yeter..
Ha evdeyken,tatil ve gezi öncesi çokmu yayıldım,tembellik edip günümü gün ettim?..Hayır.
Bu hayallerle tatile başladı isemde bu sadece beynimde bir imge olarak kaldı:)
Ev hanımlığının tüm gereklerini bazen fazlasıyla:)yerine getirerek artık evdekilerin ''sen işe başlasan çok iyi olacak anne,, nidalarına maruz kalaraktan bitirdim:)
Sömestr tatilinde bir avrupa tatili düşündük isede,havaların yad ellerde çok soğuk,günlerinde kısa olması sebebiyle son anda en yakın yaz tatiline erteledik.Gitmişken değsin istedik.
İzin ve tatil münasebetiyle bilumum yeme içme algılarını özgürce harekete geçirmenin sonucu bende 3 kilo alma gibi vahim bir sonuç ile noktalandı..Tüm resimlerde kendimden nefret ettim.Kafaya koyarak bir haftadır bünyeye bunun cezasını yarı aç,ekmeksiz ve tatlısız yaşayarak çektiriyorum:)Bakalım nereye kadar..
Kızlarımız dede ve anneanne hasretine fazla dayanamayarak erkenden Kayseri'ye yol almışlardı.
Biz ise Eskişehir,Ankara ve Beypazarı istikametinden:) ulaşmayı düşündük.
Yollar geçen yıl gibi değildi.Karsız,yağışsız keyifli bir yolculukla önce Eskişehir'e ulaştık.Eşimin yeğeni,benimde sevgili görümcemin:) kızı Zehra'lara konuk olduk.Geçen yılki tecrübelerimizden biliyordukki onlar Eskişehir'in çiğ böreklerini sevmiyorlardı..E vakit kaybetmemek adına evlerine varmadan kendimize bir çiğ börek ziyafeti çekerek ev sahiplerindende azarı yemiş olduk:)..Aç gelip,Eskişehir'de dışarda yemek yiyip gelmenin ayıbını söyleyip,cıkcıklayıp durdu Zehra.''Sizin gibisinide görmedim,,diyerekten:)

Ama azar yememize değecek bir lezzetti bu börekler..Ben çok seviyorum.Eşim,eh olsada olur olmasada durumlarında..Sırf ben çok mutlu oluyorum diye biliyorumki çiğbörekçinin yolu tutuluyor:)Ne kadar hissettirmemeye çalışsada..

Eskişehir'in gezilecek mekanlarını sık sık gelip gezdiğimiz için tekrar etmeye gerek duymadık.Bu sefer Ankara ve Beypazarı vardı aklımızda.Asıl hedef orasıydı.Yani, daha ziyade Beypazarı..
Ertesi gün Ankara'daki yeğenlerinde eşim yine kek döktürerek güzel akşamımıza çayın yanında tarçın ve havuç kokulu nefasetinden marifetli misafir olarak ikram etti:)

Yine marifetli evsahibemiz Ayşegül (diğer yeğen)hemencecik bir yağlama hamuru yoğurup pişirerekten bizlere iyiki Kayseriliyiz dedirtmekten geri koymadı:)


Çok güzel bir kıymalı harçla bütünleştirdiği hamurları bir sanat eseri gibi sofraya getirdiğinde ''yok böyle bir yemek,,deyip çiğbörekleride satıverdim:)


Kesme işi Yaşar enişteye ait olup kendisi Yozgatlı olduğunu herdaim vurgulayan çok sevimli,muhteşem bir kişiliğe sahip biridir...Akşam boyu eloğlu ve elkızı olma muhabbetinde olağanüstü bir dayanışma sergiledik:))

İşte sonuç...Yemelere doyamadığımız Kayseri yağlaması..Resimlemenin kalitesizliğinde affınıza sığınarak belirtmek isterimki;Bu yemeğin suçu..O kadar acele ettimki,ancak böyle bir kareyi elde edebildim..

E Yaşar eniştede bir Yozgatlı olarak dururmu?..Gece yarısına doğru hazırlattığı arabaşıyla sanki o akşam bir Yozgat-Kayseri kapışması yaptırdı..Benim yemeğim senin yemeğini döver hesabı:)))
Biz bu kadar yemeği nasılmı yedik...Yedik yemesine ama sonucu mide spazmlarıyla geçirilen bir gecenin sabahında sadece 2 saat uyku uyuyabilmiş olmak:))...Bir felaketti..Nasıl yaptık nasıl ettik anlamak mümkün değil.Arabaşı bittiğinde saat 02:00 sularıydı varın gerisini siz düşünün..

Ertesi gün Beypazarı sokaklarındaydık...Akşamki yenilen hamurlardan sonra elim yüzüm şiş bir vaziyette...
Efendim Beypazarı en kısa zamanda..
Şarkının güzelliğinden buyurmazmısınız?
24 Ocak 2013 Perşembe
yolculuğa iki kala..
Benim tatil uzayıp sömestr ile birleşince birbirimizin gözüne bakmaya başladık herbir birey olarak:)
Öncelikle kızlar bugün itibariyle dede,anneanne,teyzeler,kuzenler hasretine dayanamayıp dümeni Kayseri yoluna kırdılar..Siz gidin hele bizde gidecek yerler buluruz dedik eşimle.
Şöyleki;Cumartesi bizde Eskişehir civarlarına uğrayıp,ertesi gün Ankara'ya yolu düşürüp leyleği havada yakalamayı düşünüyoruz:)..
Ondan sonrasını bilmiyoruz ama dönüş yolumuz Kayseri olup evcek dönme planı üzerine.
Rabbim kısmet ederse tabii..
Geçen yılki yolculukta yaşadığımız üzücü durumları yaşamamayı tüm kalbimle diliyorum..
Ben memlekete tekrar gidecek oldum ama 1 ay önceki görüntülerimden son kareyide paylaşıp ben sizden yol istiyorum dostlar..Anacığımın gelmeden önce yaptığı çiğköfteyi söylemesi ayıp biz anne,baba ve kızı olarak iç etmiştik:)..
Yenisi yolda olacak..Dönüşümdeki sürprizlere hazır,Allah'a emanet olun..
21 Ocak 2013 Pazartesi
Yürekten,dilden..
Uzun uzadıya aralıklar vermek istememekle beraber,sizlerin affına sığınarak bir iki kelam etmeye geldim dostlar.
Bendeniz uzadıkça uzayan iznimin evdeki tekdüze halinin tadını çıkarmaya çalışırken,hala memleket kareleriyle sizlere tekrar,gönülden bir merhaba demek istiyorum sevgili dostlar.
Tek başına yapılan 10 günlük ziyaretime birhayli kare sığdırmışım bende ona şaşmaktayım.
Güzel bir 10 gündü..Şehrin meydanında raks eden güvercinleri resimlemekte güzeldi.
Lakin 1 yada 2 post sonrası telefondan yazmaya ara verip,bilgisayardan güzel yazı ve fotoğraflarla dönüş yapana dek yazmamaya karar verdim.
Içime sinmeyen yazı ve resimlerle artık devam etmek istemiyorum..
Sizlere güzelliklerle dönmek istiyorum.
Güvercinleri besledikten sonra beslenme sırası bana gelmişti..Tek başıma çarşı manzarası eşliğinde,her Kayseri'ye gelişimde yemeyi ihmal etmediğim iskenderi üzerinize afiyet hüpletip ruhuna Fatiha okudum:))
Ardından rutin pastırma alışverişiyle şehr-i Kayseri turunu tamamlayıp,vedalaştığım dostları tekrar görmek sevindirdi..O güzel kahve ve sohbetler için bir kez daha gönülden yürek dolusu teşekkürler..
15 Ocak 2013 Salı
Maziden..
10 yaşından sonraki hayatıma Türkiyede devam ettim.Hollanda'daki çocukluğum bende daha çok oyunlar,yabancı bir ülkede Türk bir öğrenci olarak dışlanmaya karşı verilen mücadele ve kabul görülebilme savaşıyla hep vatana,ait olduğumuz yere dönme özlemiyle geçmiştir.
Hollanda'daki çocukluk günlerimde güzel anılarla doluydu ama sanki yaşam benim için Türkiye'de Kayseri'de başlamıştı..
Dönüşümüze çok sevinmekle birlikte aile efradınında bulunduğu Kayseri'nin bir kenar mahallesindeki günler benim için inanılmaz bir değişim sürecinin başlangıcıydı..Herşey değişik,belki alıştığımdan daha ilkel,şartları daha zor ama o kadar sıcak,samimi ve saftıki..
Ne bileyim..Leblebi tozuyla tanıştım o zamanlar ilk defa ve bu nasıl yenecek diye öylece bakmıştım:)
Sonra naylon ayakkabıları görünce kızların ayağında bendeki deri ayakkabıları istemeyip anneme saatlerce tepinip o pazarlardan alınan bildiğimiz naylon:)ayakkabıları bir hevesle giyip okula gittiğimde bir alamancı kızı olarak öğretmenimi bir hayli şaşırtmıştım:)Ben farklı olmak istemiyordum.Onlar gibiydim,bunu anlatmaya çalışıyordum belkide..
Siyah önlüğe ve yakalığa bayılırdım ama sınıf pislikten geçilmiyorken,her taraf leş gibi sağlıksızken yapılan tırnak temizliği kontrolü ve ceplerde taşınan mendillerin kontrollerine bir anlamda veremiyordum:)
Yine naylon beslenme çantalarıyla okula gelirken okulun yanındaki bakkaldan alınan bayat ve morarmış haşlanmış yumurtayı annemin haşladıklarına tercih ediyor,çeşit çeşit çikolata ve şekerlerden çok yine bakkalarda tek tek satılan bisküvi arası lokuma bayılır olmuştum.
Yinede farklıydım tabii..Mahallenin belkide tek bisiklet kullanan kızı olarak anlayamadığım tek şey bunun neden bu kadar çok dikkat çekmesiydi.Bisikletle giderken önüme geçen mahalle çocuklarının üzerinede istemeden çok sürmüşümdür:)..Bir süre sonra bu farklılığıda ortadan kaldırmak istedim ve uzunca bir süre bisiklete binmedim..
Kayseri'ye gidişimde yıllardır(ki bu 27 seneyi buluyor) görmediğim,hala anıları hafızamdan
silinmeyen ilkokulumu görmek istedim..Kardeşim göturdü ve ben ilk gördüğümde çok heyecanlandım...Içine girelim,sınıfıma çıkmak istiyorum dedim.Okul teneffüs saatlerindeydi..
Önlükler maviydi ama ben şöyle bir bahçeye baktığımda siyah önlüklü halleri görür gibi oldum..Bakkal amcamız çoktan vefat etmiş dükkanı kapalı bir şekildeydi..Ama hala yerindeydi..Naylon ayakkabılı çocuklar yoktu..
Çocuklar biz resimler çektikçe poz verdiler,öğretmenlerede eski öğrencileriz diye açıklama yapmak zorunda hissettik..
Birkaç öğretmen okulun değişip değişmediğini sordu.Içinde ufak tefek değişiklerle aynı dedik.
Heyecanla sınıfıma çıktım..
Artık projektör vardı sınıfta,daha bakımlı ve temizdi sınıf..Küme şeklinde oturulmuyor;sıralarda 3'er kişilik değildi.Çocuklara kim olduğumuzu anlatıp 27-28 sene önce burda okuduğumuzu söyleyince hepsi birden oooooo..nidalarıyla bağrıştılar:))
Arabaya binene kadar dönüp dönüp baktım..Sank geçmişten birşeyler görecekmişim gibi..
Hollanda'daki çocukluk günlerimde güzel anılarla doluydu ama sanki yaşam benim için Türkiye'de Kayseri'de başlamıştı..
Dönüşümüze çok sevinmekle birlikte aile efradınında bulunduğu Kayseri'nin bir kenar mahallesindeki günler benim için inanılmaz bir değişim sürecinin başlangıcıydı..Herşey değişik,belki alıştığımdan daha ilkel,şartları daha zor ama o kadar sıcak,samimi ve saftıki..
Ne bileyim..Leblebi tozuyla tanıştım o zamanlar ilk defa ve bu nasıl yenecek diye öylece bakmıştım:)
Sonra naylon ayakkabıları görünce kızların ayağında bendeki deri ayakkabıları istemeyip anneme saatlerce tepinip o pazarlardan alınan bildiğimiz naylon:)ayakkabıları bir hevesle giyip okula gittiğimde bir alamancı kızı olarak öğretmenimi bir hayli şaşırtmıştım:)Ben farklı olmak istemiyordum.Onlar gibiydim,bunu anlatmaya çalışıyordum belkide..
Siyah önlüğe ve yakalığa bayılırdım ama sınıf pislikten geçilmiyorken,her taraf leş gibi sağlıksızken yapılan tırnak temizliği kontrolü ve ceplerde taşınan mendillerin kontrollerine bir anlamda veremiyordum:)
Yine naylon beslenme çantalarıyla okula gelirken okulun yanındaki bakkaldan alınan bayat ve morarmış haşlanmış yumurtayı annemin haşladıklarına tercih ediyor,çeşit çeşit çikolata ve şekerlerden çok yine bakkalarda tek tek satılan bisküvi arası lokuma bayılır olmuştum.
Yinede farklıydım tabii..Mahallenin belkide tek bisiklet kullanan kızı olarak anlayamadığım tek şey bunun neden bu kadar çok dikkat çekmesiydi.Bisikletle giderken önüme geçen mahalle çocuklarının üzerinede istemeden çok sürmüşümdür:)..Bir süre sonra bu farklılığıda ortadan kaldırmak istedim ve uzunca bir süre bisiklete binmedim..
Kayseri'ye gidişimde yıllardır(ki bu 27 seneyi buluyor) görmediğim,hala anıları hafızamdan
silinmeyen ilkokulumu görmek istedim..Kardeşim göturdü ve ben ilk gördüğümde çok heyecanlandım...Içine girelim,sınıfıma çıkmak istiyorum dedim.Okul teneffüs saatlerindeydi..
Önlükler maviydi ama ben şöyle bir bahçeye baktığımda siyah önlüklü halleri görür gibi oldum..Bakkal amcamız çoktan vefat etmiş dükkanı kapalı bir şekildeydi..Ama hala yerindeydi..Naylon ayakkabılı çocuklar yoktu..
Çocuklar biz resimler çektikçe poz verdiler,öğretmenlerede eski öğrencileriz diye açıklama yapmak zorunda hissettik..
Birkaç öğretmen okulun değişip değişmediğini sordu.Içinde ufak tefek değişiklerle aynı dedik.
Heyecanla sınıfıma çıktım..
Artık projektör vardı sınıfta,daha bakımlı ve temizdi sınıf..Küme şeklinde oturulmuyor;sıralarda 3'er kişilik değildi.Çocuklara kim olduğumuzu anlatıp 27-28 sene önce burda okuduğumuzu söyleyince hepsi birden oooooo..nidalarıyla bağrıştılar:))
Arabaya binene kadar dönüp dönüp baktım..Sank geçmişten birşeyler görecekmişim gibi..
8 Ocak 2013 Salı
Memleket lezzetleriyle devam..
Bu tembellik ve imkansızlıklar sebebiyle Kayseri postlarım yıl boyu sürecek gibi..
Birde hala iznimin devam ediyor olması ki bu kadar uzun bir izin planda yoktu,beni ağustosböceği misali evde o koltuktan bu koltuğa ,oranın temizliğinden buraya derken blog yazma telaşımıda en aza indirdi..Işyerinde yeni dekorasyon ve tadilat şubat başına dek sürecek gibi görünüyor.Eh bu çokta fena bir durum sayılmaz:)..Izin yapmaya devam edin dediler,bence hava hoş:)
Hatta ve hatta sömestr tatiline sarkan iznime birde sınırlarötesi bir tatili sığdırma planlarındayız,netleşince açıkliyciim efemm...
Daha memlekete ayak basar basmaz annem ''arabaşı,,nı yapmıştı.O kadar seviyorumki,annemde o kadar güzel yaparki kaç öğün yediğimi hatırlamıyorum...
Birde en sevdiğimden,ıspanaklı gözleme..Anneler nasıl biliyor evlatlarının en sevdiği lezzetleri?Nasıl bir içgüdüdür,nasıl bir fazilettir bu...
Bu güzelim işkembe dolmalarıda kızkardeşim Sakine'nin eşinin dayısının eşinin bana ikramı..Emine hanımın ellerine sağlık,çok zahmetler etmişler o gün..Birileri benim damak zevkimi sanki buralara fısıldıyor gibi:))
En güzelini en sona sakladım..Kızkardeşim Suna'nın yaptığı profiterollerin yiyemem o kadar derken dördünü birden mideye indiren bendenizim..
Sonucundada maalesef alınmış 2 kiloyla eve döndüm..
Olsun!..Pişman değilim:)Hemde hiç..
Birde hala iznimin devam ediyor olması ki bu kadar uzun bir izin planda yoktu,beni ağustosböceği misali evde o koltuktan bu koltuğa ,oranın temizliğinden buraya derken blog yazma telaşımıda en aza indirdi..Işyerinde yeni dekorasyon ve tadilat şubat başına dek sürecek gibi görünüyor.Eh bu çokta fena bir durum sayılmaz:)..Izin yapmaya devam edin dediler,bence hava hoş:)
Hatta ve hatta sömestr tatiline sarkan iznime birde sınırlarötesi bir tatili sığdırma planlarındayız,netleşince açıkliyciim efemm...
Daha memlekete ayak basar basmaz annem ''arabaşı,,nı yapmıştı.O kadar seviyorumki,annemde o kadar güzel yaparki kaç öğün yediğimi hatırlamıyorum...
Birde en sevdiğimden,ıspanaklı gözleme..Anneler nasıl biliyor evlatlarının en sevdiği lezzetleri?Nasıl bir içgüdüdür,nasıl bir fazilettir bu...
Bu güzelim işkembe dolmalarıda kızkardeşim Sakine'nin eşinin dayısının eşinin bana ikramı..Emine hanımın ellerine sağlık,çok zahmetler etmişler o gün..Birileri benim damak zevkimi sanki buralara fısıldıyor gibi:))
En güzelini en sona sakladım..Kızkardeşim Suna'nın yaptığı profiterollerin yiyemem o kadar derken dördünü birden mideye indiren bendenizim..
Sonucundada maalesef alınmış 2 kiloyla eve döndüm..
Olsun!..Pişman değilim:)Hemde hiç..
1 Ocak 2013 Salı
Eskimeyen dostlarla çiğ köfte..
1992 yılında çalışma hayatına başladığımda ilk işyerim olmasındanmıdır bilmiyorum,oradaki dostlukların benim hayatımdaki yeri bir başkadır..
Araya mesafeler girince önce her Kayseri ziyaretinde uğranılan bu dostlar daha sonra telefon mesafelerine bıraktı kendini...
Sonraları artık hayat meşakkatimi diyeyim yoksa başka birşeymi,ama asla unutmak diyemeyeceğim,seyrekleşen ama arasırada olsa büyük bir sıcaklıkla buluşulan telefon konuşmalarıyla süregeldi..
Bu ziyaretimde eski işyerime uğrayarak büyük bir sürpriz yaptım.Artık şirketin mali müdiresi olmuş arkadaşım Hülya..Şaşırdı,çok sevindi..Hadi daha büyük bir sürprizide beraber yapalım diyerek attı beni arabaya ve artık abim,babam gibi sevdiğim ve yaklaşıkta 15 yıldır görmediğim Yahya abim ve Ali ustamı ziyaret ettik.Ikiside şirketten ayrı bir fabrika kurmuş çalışıyorlardı.Hülya önceden telefon açıp "ikramınız bolmu?misafirim var yanımda,,dediğinde bu misafirin ben olduğumu tahmin edemediler tabii.
Kapıda beni gördüklerindeki şaşkınlığın ilk tepkileri aynen şöyleydi;"Nerden buldun bunuuu!,,..Çok özlemiştim onları..Ali ustam hala kızım diyordu bana,e 18 yaşındaydım ilk yanlarına başladığımda...Şimdi 38...
20 yıllık bir mazimiz vardı yani.
Vefakarlığın bu kadarı diyebildiler sadece..Olsun.Ben o samimiyeti kendilerinde,gözlerinde hissediyordum ya..Vaktim kısıtlıydı ama ayrılmak istemedik.
"Havva ta oralardan gelmiş,böyle olmaz,, dediler.Bu vesile ile Hülyalarda bir akşam buluşulmaya karar verildi.
Hülyacığım bir çerkez kızıdır.Zamanında ondan çerkezlerin katı kural ve adetlerinin detaylarını çok dinlemişimdir.Kendiside en son gördüğümde bekardı.Şimdi ise dünya tatlısı bir oğluşuyla mutlu bir anne.Eşi Kahramanmaraşlıymış.Asla çerkez biri dışında evlenmem diye tabuları vardı:))..Aşk herşeye kadirmiş:)
Dolayısıyla eşinin ellerinden çiğköfte yiycektik...Annemle gittik.Annesi Nesibe teyzenin o nur yüzü hala aynıydı.Bu kadarmı tatlı dilli olur bir insan?
Ya ailecek görüştüğümüz Yahya abimle Ali ustamın eşleri Leman ile Ayşe ablamla bağ evlerinde yediğimiz yağlamalarını hiç unutm
adığımı söylediğimde çok duygulandılar..Ama ben Leman ablamın bana söylediği "ama o zaman çok zayıftın Havvacım şimdi iyi şişmanlamışın,, dediğinde dumura uğrayışımın yüz ifadesine kahkahalarla gülmelerine,bir o kadarda ben güldüm..Doğru söylüyordu çünkü arada 15 kg kadar bir fark vardı:)Haksız değildi yani..
Harika bir çiğköfteydi.Tam Maraş usulü.Mesut bey'in ellerine sağlık.Soframızın muhabbetide bir o kadar güzeldi...Eşiminde aramızda olmasını çok istediler ama bunun birdahaki sefere kesinlikle olacağının sözünü verdim.
Araya mesafeler girince önce her Kayseri ziyaretinde uğranılan bu dostlar daha sonra telefon mesafelerine bıraktı kendini...
Sonraları artık hayat meşakkatimi diyeyim yoksa başka birşeymi,ama asla unutmak diyemeyeceğim,seyrekleşen ama arasırada olsa büyük bir sıcaklıkla buluşulan telefon konuşmalarıyla süregeldi..
Bu ziyaretimde eski işyerime uğrayarak büyük bir sürpriz yaptım.Artık şirketin mali müdiresi olmuş arkadaşım Hülya..Şaşırdı,çok sevindi..Hadi daha büyük bir sürprizide beraber yapalım diyerek attı beni arabaya ve artık abim,babam gibi sevdiğim ve yaklaşıkta 15 yıldır görmediğim Yahya abim ve Ali ustamı ziyaret ettik.Ikiside şirketten ayrı bir fabrika kurmuş çalışıyorlardı.Hülya önceden telefon açıp "ikramınız bolmu?misafirim var yanımda,,dediğinde bu misafirin ben olduğumu tahmin edemediler tabii.
Kapıda beni gördüklerindeki şaşkınlığın ilk tepkileri aynen şöyleydi;"Nerden buldun bunuuu!,,..Çok özlemiştim onları..Ali ustam hala kızım diyordu bana,e 18 yaşındaydım ilk yanlarına başladığımda...Şimdi 38...
20 yıllık bir mazimiz vardı yani.
Vefakarlığın bu kadarı diyebildiler sadece..Olsun.Ben o samimiyeti kendilerinde,gözlerinde hissediyordum ya..Vaktim kısıtlıydı ama ayrılmak istemedik.
"Havva ta oralardan gelmiş,böyle olmaz,, dediler.Bu vesile ile Hülyalarda bir akşam buluşulmaya karar verildi.
Hülyacığım bir çerkez kızıdır.Zamanında ondan çerkezlerin katı kural ve adetlerinin detaylarını çok dinlemişimdir.Kendiside en son gördüğümde bekardı.Şimdi ise dünya tatlısı bir oğluşuyla mutlu bir anne.Eşi Kahramanmaraşlıymış.Asla çerkez biri dışında evlenmem diye tabuları vardı:))..Aşk herşeye kadirmiş:)
Dolayısıyla eşinin ellerinden çiğköfte yiycektik...Annemle gittik.Annesi Nesibe teyzenin o nur yüzü hala aynıydı.Bu kadarmı tatlı dilli olur bir insan?
Ya ailecek görüştüğümüz Yahya abimle Ali ustamın eşleri Leman ile Ayşe ablamla bağ evlerinde yediğimiz yağlamalarını hiç unutm
adığımı söylediğimde çok duygulandılar..Ama ben Leman ablamın bana söylediği "ama o zaman çok zayıftın Havvacım şimdi iyi şişmanlamışın,, dediğinde dumura uğrayışımın yüz ifadesine kahkahalarla gülmelerine,bir o kadarda ben güldüm..Doğru söylüyordu çünkü arada 15 kg kadar bir fark vardı:)Haksız değildi yani..
Harika bir çiğköfteydi.Tam Maraş usulü.Mesut bey'in ellerine sağlık.Soframızın muhabbetide bir o kadar güzeldi...Eşiminde aramızda olmasını çok istediler ama bunun birdahaki sefere kesinlikle olacağının sözünü verdim.
Kaydol:
Kayıtlar
(Atom)
instagramdayım..
Ben'ce...
- Limon çiçekleri
- Antalya, Türkiye
- Yaşamımızın sınırlarını hayaller belirler.Hayallerin genişliği,yaşamın sınırlarını aşsada bazen,limon çiçeklerinin o dayanılmaz ilhamı kendini buralara atmış durumda.O kokuyu ömrünüzde birkez olsun hissetmeniz dileğiyle...
Google Website Translator
İzleyiciler
Facebook'tayım.
Nereden böyle?
Misafir olduklarım
Sayfalar
Blogger tarafından desteklenmektedir.

