25 Kasım 2013 Pazartesi

Zaman su misali..

Akıp geçiyor işte..
Pervasızca..Rabbime şükürler olsunki,dolu dolu,iyisi dağlar misali,kötüsü kum taneleri gibi..
Sanki bir ses,kulağımın dibinde hep..''Hadi,olacak,yapmalısın,bunada el at:)),,larla..
Bende hep gaza gelen konumunda:)..Memnuniyetle..
Bazen önümüzdeki yıl artık üniversiteye gidecek bir kızının olduğunu,diğerinin hemen arkasından geldiğini,belki sayılı yıllar sonra kaynana bile olabileceğini unutacak kadar:)
Mevla'm hayırlısını nasip etsin herşeyin..Öyle bir haldeyimki şu ara,hayal kırıklıklarımı bile seve seve bekler oldum.Hazırım.Her türlü ihtimali soğukkanlılıkla karşılamaya,''hayırlısı ne ise o olsun,Rabbim herşeyin en iyisini layık görür,,düsturuyla daha bir mutlu ve hazırım nedense.Kendimle bu anlamda gurur duyuyorum:)..Sanırım artık 40 yaşında insanların gerçekten olgulaştığına en çok inananlardanım..


Bu nadide ayın timsali aşurelere davetliydik şu aralar..Hepsi birbirinden lezzetli idi.Şifa niyetine,sevabına nail olmak için..


Mevlütlere konuk olup huşu'ya gark olmak ayrı güzelliklerdi..İkramlar karşısında boynumuz kıldan ince:))..

20 Kasım 2013 Çarşamba

benden..

Günler gelip geçiyor..
Gün erken iniyor..
Dolayısıyla yapılanları görüntülemek çok daracık bir zamana mecbur kaldı.Olmadı..


Nepnefis,limonlu bir kuru bamya çorbasını ne zamadır özlemiştik..İyikide getirmişim Kayseri'den.Buralarda bulamıyorum minicik çiçek bamyaları..


Basketbolcu kızıma ablasının düşündüğü hediyeyi birlikte aldık..Babası okuldan gelmeden taktı.Odasına girip ışığa basmasıyla birlikte çığlıklar koptu:))..Arkasından sevinç gözyaşlarını resmen akıttı:)...Bu kadar sevineceğini...Evet,tahmin etmiştik...


Partimizin ilçe kadın kolları yönetimi olarak hafta içinde ''Hükümet kadın 2,, yi seyrettik.Çok beğendik.Tekrar giderim tereddütsüz.


Dışarda yediğim ciğer benden tam not aldı.Evdede bir dahaki sefere bu şekilde yapmayı hedefliyorum.
Kısmetse.Zira şu aralar pişirdiğim bir tencere işkembe çorbasını tek başıma bitirme çabaları içindeyim...


Akşamları Işıklar caddesinde yapacağımız yürüyüş için geçtiğimiz Antalya'nın arka sokaklardaki eski evleri..Oraya gitmeden bu sokaklardan geçmek için her türlü bahaneyi buluyorum:)


                              Yumurta kabukları bu kadar güzel işlenir..Sanat..
11 Kasım 2013 Pazartesi

Pancake pastası...

İşte geldim burdayım!
Sanmayınki gezdiğim gördüğüm yerlerden kupleler döktüreceğim:)
Bir blogger'a yakışmayan makinasız gezme olayı bana musallat oldu,bu yüzdendirki mahcubum..
Bugün işe giderken koca makinayı yanıma alışıma sebep bu nedendendi..Olaki kaydadeğer görüntüler bulur beni ve malzemeye hoop diye konarım dedim:)
Çantamdan çıkaramadım bile:)..Yinede götürmeye devam edeceğim..Alışkanlık olsun..


Bu pastanın ilk görüntüleriydi..Siz şimdi bu mahareti benden bekliyorsunuz değilmi?
Çok beklersiniz:)
Tamamen eşimin yaptığı,bizim ise elimizde fotoğraf makinası ve telefonlarla şakır şakır görüntüleyip midemize indirdiğimiz doğaçlama pastası:)
Wauuw!larla ,wuuuuularla tezahürat yaptığımız bu pastayla birlikte eşim tüm övgüleri haketti..
Heleki yemek yenip bitmiş,sepetler dolusu ütüyü bitirip yorgunluk atmak için televizyon karşısına kurulmuşken birden ''tatlı yapayımmı size?,, diyen bir ses kadar güzel gelen bir ses olabilirmi?

Yarım saat sürdü sürmedi..


Pancake'ler pişirilip Nutellalar sürüldü üzerine..Dilimlenmiş muzlar hazırlanmıştı bu arada.Litrelik pastalar için olan krema (Slachsahne,Metrodan almıştım) içine biraz pudra şekeri eklenerek çırpıldı.
Muzların üzerine katılaşan kremayı ve diğer pancake'ide kapattı ve bol kepçe bir kremadan sonra nar,çikolata sos ve pudra şekeriyle süsledi..Elimizi dahi vurmamıza izin vermedi..Sadece yedikten sonra mutfağı toplayabilirsiniz dedi:))..Eh onada razı olduk yani..Tek kelimeyle harika,hafif ve lezizdi..
Banada bunları görüntüleyip yazmak düştü..Birde hüpletmek tabii:)

Ben bir yemek blogger'e değilim benden detaylı tarif beklemeyin sevgili dostlar..Aklıma estiğince ne gelirse yazarım ama sanki yemek blogger'ı  gibide mideye çalıştığım sıklıkla vaki oluyor..
Neyse,beni bilen biliyor:)),Limon Çiçekleri sizi çok seviyor..


24 Ekim 2013 Perşembe

Mercimek köfte..

Yoğunlardayım:))
Türkçemizi katlediyorum bazen böyle..Affola.
Acilen bir tatile ihtiyacım var,ilgilenenlere duyrulur:)
Hissediyorum,çok uzak değil sanki..
Sabahları yatak bir mıknatıs gibi,
Allah'tan yıllardır zınk! diye kalkma huyum var.


Ah benim bu bulgurlu,acılı,soslu,ekşili tatlara olan sevdam:)
Bu sefer mercimek köfte olarak başgösterdi..
Hiç şaşmayan bir tarifle..1 su bardağı mercimeğe ekleyip 3 bardak suyu,birde ufak patates doğrayıp içine haşlamaya bırakın.
Hafif sulu kalan karışımı döküverin leğene koyduğunuz 1 bardak köftelik bulgura.Öldürün zeytinyağında orta boy yemeklik doğranmış bir kuru soğanı ve 3 diş doğranmış sarmısağı..Ekleyin bir kaşıktan az domates salçasını ve biber salçasını..Kavurun..Altını kapatıp ekleyin sevdiğiniz baharatları nar ekşisini.Bilhassa reyhan ve kimyon...Dökün bulgurlu mercimekli karışıma..Güzeeeelce yoğurun.
Köfteleri sıkmadan önce doğradığınız yeşil soğan ve maydanozuda ekleyin ve bir güzel marul yapraklarının üzerine dizin..

Güzelliklerle kalın..
20 Ekim 2013 Pazar

Edirne usulü yaprak ciğer..

Bir bayram postu bile yazmadan ne yüzle güzel dileklerle bayramdan bahsedilir bilmem:)
İtiraf etmeliyimki,pek bayram şenliği yaşayamadığım için olsa gerek böyle allandıra ballandıra bir yazı yazmayı kendime yakıştıramadım..
Ben çalıştığım için bayramda ev ahalisinide eve hapsetmiş oldum..Yoksa bizi buralara bağlayan birşey yoktu.9 günü evde çatır çatır yemenin hazzınımı yoksa sıkıntısınımı yaşadılar bilemedim.
Sormadımda..Çalışmasaydım burda olurmuyduk?...%1.000.000 hayır:)..Şikayet eden oldumu?..Hayır..
Eh özel sektörde,birde turizmde çalışmanın dezavantajlarını böyle günlerde konsantre bir şekilde hissedincede her seferinde kahır dolu sözleri üstü kapalı estiriveriyorum..
Yinede sık sık yaptığım memleket kaçamaklarını pervasızca gerçekleştirmenin rahatlıklarını düşünüp halime şükredip uzun süre sıla özlemi çekenlere haksızlık ve nankörlük etmek istemiyorum..
Seneye kısmet olur inşAllah..

Her bayram,kimselerin gelmeyeceğini bile bile yine kendimi paralarcasına yaptığım bayram temizliği ve ikramlıkları kendimize saklayıp herseferinde neden yaptığımı bilmeden evdekilerden ''gördünmü? ne gerek vardı?,, sözlerini bir kulağımdan sokup öbür kulağımdan çıkarıyor olmamın bir ifadesinide henüz bulamadım:))..
Kapıya gelen çocukların şekerleri,misafirlerin çikolataları özenle şekerliklere konulup,tatlı ve ikramların tabak ve sunumları dahi arefe günü hazır edilip seyirlik halde bekleyince üzülüyor insan..
Birkaç aile büyüğümüz dışındada ziyaret edilecek kimse olmayınca öyle bitiyor işte..
Aslında gidilecek çok arkadaş çevresi varken Kayseri'deki gibi yoğun bir bayram ziyareti geleneği bizim çevremizde olmayınca bizdede öyle bir mecburiyet hissi olmuyor..Üzücü ama öyle..


Bayram sofralarımızdan tek bir görüntü..Ciğer zaten evdekiler tarafından pek yenmeyince zaten hiç alınmaz bizde.Bayramdada eve bile gelmeden kesim yerinde ya bırakılır yada hemen dağıtılır..O kadar ciğer sevmeme rağmen ne diye kendimede pişirmem aslında bilmem..
Bu sefer hayır dedim ve sırf kendim bile yiyecek olsamda yapmaya karar verdim.
Edirne'de yediğimiz gibi..Yaprak ciğerleri una bulayıp kızartarak..Yanında kuru biber kızartmam yoktu ama soğan salatasıyla idare ederek..Ben ciğerleri ince ince doğrarken mutfağa bile uğramamayı yeğlediler..İşten döndüğümden dolayıda acıkmıştım.Başkacada bir alternatif sunmadım bu sefer:))
Kızartırken bir bir mutfağa girilmeye başlandı:)
Sofranın kurulmasına yardımcı olundu..Güzel oluyor herhalde demeler başladı:))
Sonunda 4 kişi olarak sofraya oturduk.Hemde hiç zorlamadan,davet etmeden:)
Tabak bitti..Böylecede bizdeki ciğer önyargısı ve ambargosuda delinmiş oldu:))

Püf noktalarını netten araştırarak yaptığım Edirne usulü yaprak ciğer sadece ince dilimleme konusunda başarısızdı biraz..Yani daha ince dilimleyebilirmişim ama bunu yaparken elinize çok inceymiş gibi gelen parçalar una bulanıp kızartılınca daha kalın oluyor sanki..
Öncesinde ciğeri zarından ve sinirlerinden arındırıyoruz.
Yaprak şeklinde dilimlediğimiz ciğeri  3 defa çok iyi şekilde yıkayıp suyunu süzdürüyoruz.Bu aşamada sütte bekletenler varmış ama Edirneli ustalar orjinalinde böyle birşey olmadığını yazıp söylüyorlar.
Tuzlayıp gazete kağıdına döktüğüm una ciğerleri atıp gazete kağıdıyla birlikte sallayıp unluyoruz..
Fazla unu bir süzgeçle eleyip orta ateşte kızdırılmış yağa atıp 2,5 dakika kızartıyoruz..Bu süreyi ben fazla tutunca istediğimden biraz daha kuru yaprak ciğerler oldu ama siz bu süreyi aşmayın.
Kağıt havlu üzerine aldığımız ciğerlerin yanında makbul olan kuru acı biber kızartması..Yoksa bir soğan salatası ve acı biber turşularıyla idare edebilirsiniz..Afiyet olsun.

Ne güzel bir şiir..



10 Ekim 2013 Perşembe

Halim,vaktim..Incık,boncuk..


Almanya'da görüp bayıldığım bu kaktüs şeklindeki mumlar başköşeme yerleştiler bile..Pek bi sevdim onları..Yakmalara kıyamam:)


Incık cıncık böyle çocukça detayları çok seviyorum aslında..Bunları alırken Sevgi abla,''Almanya'dan götüre götüre bunlarımı götürüyorsun?,,der gibi baktı:))

Minelnur'un bayıldığı bu objeyi Almanların ''bi milyoncu,,sundan aldım:))..Ordaki herşey 1 euro'ydu..


Bu kutuyu tarzı olmamasına rağmen ablasından inat olsun diye söke söke alan Yaren,birkaç gün sonra doğru yolu bulup geri verdi:)Niye aldıysam diyerek:))..Vintage..Minelnur çok seviyor..


Bu cupcake kumbarasına para atmıyor şimdilik..En çok sevindiği şeylerden biri oldu kızımın..
Diğer kızım Yaren'e bu tarz şeyleri sevmediği için pek birşey alamadım..Öyle farklı zevki varki,spor ayakkabısı,NBA tişörtü falan umuyordu ama ben yinede kendime güvenip alamadım..Gelince telafi ettik..


Pek bir heves ettim doğacak yeğenime magnet yapmaya..Bu aralarda hediye olarakta sık elime geçince inceleme fırsatı buldum.Malzemelerinide kolaylıkla bulunca silikon tabancamı alıp,bağladım yapıştırdım,oldu işte..En kısa zamanda paketlenip Kayseri yolcusu olacaklar..


Hazır evde diyetin miyetin adı esamesi geçmiyorken ,2 tepsi pizzayıda şerefimize yapıverdim bugün..

Öyle güzel bir şarkıki..


Ahmet Kaya - Yakarım Geceleri by yakinda


6 Ekim 2013 Pazar

Lida..

Güzel isim..Kulağa hoş gelen,''güzel hanımefendi,,anlamıyla dahada asil bir hal alan bu ismin sahibesini görmeye gittik bu hafta..
Yönetimden arkadaşımız Müzeyyen hanımın cici torunu..


Haftalardan sonra partideki arkadaşlarımla buluşmakta benim için güzel bir ayrıcalık oldu..
İş, yaz boyu boğdu ve tüm günlerimi gasp etti.
Kışın dinginliği yaklaştıkça sevinmeye başladım..


Zira şu aralar yoğunluktan hiçbir özelime zaman ayıramamanın asabiyeti ve sıkılmışlığı yüzünden patlamak üzereyim..



Lida hanım kendini sevdirme konusunda bayağı maharetliydi ama kuzum bunun farkında bile değildi:)

                          Bebek şekerleri sevgili Münevver ablamızın marifetleriydi..


Mamalarımızda enfes olup değişik lezzetleri ayıp olur diye fotoğraflayamadım desem gülersiniz herhalde:))..Valla ayıp olacak diye herşeyi resimleyemedim ne yalan söyliim:)..



En güzelide,pasta eşliğinde içtiğim lohusa şerbeti idi..İlk defa içtim ama bayıldım.Bu kadar baharat karışımının bulunduğu bir içeceği seveceğimi tahmin etmemiştim..

İnimden çıkıp:) insan içine karıştığımdan bu yana  grip belasıylada boğuşuyorum dostlar..Vücut bir anda tanımadığı dış dünyaya savunmasız kaldı herhalde:)..Elimde mendil,kıpkırmızı bir burun,hapşurmaktan,aksırmaktan gözünü açamayan,ahlayan vahlayan,o köşe senin,bu köşe benim diye kıvrılan,bir yatsam 24 saat uyurum diyen bendenizi hastalık fena yıktı..Öyleki psikolojik dengede alt üst olduğundan dolayıdırki kimi zaman dünya umurunda olmayıp,kimi zamanda bu hastalıktan öleceğimi düşünüp geride kalanların durduk yere kaygısına kalmalar başgösterdi,hayrolsun:)
Sizlere göstermesin..Aman dikkat edin canlar,Ekim ayı hekim ayıymış gerçekten..

Şarkı çok güzel...

28 Eylül 2013 Cumartesi

Gündemden yöresel lezzetler..


          Geçenlerde cam piramitte yöresel ürünler ve tanıtımının yapıldığı küçük bir fuar vardı..


Gezmek bahane yemek şahane:) düsturu ile yola çıksakta beklediğimiz performansta olmayan bir fuar ile karşılaştık..E çıtamız haliyle gezmelerden dolayı yükselince yemeklerde detay lezzetlere bakar olduk:) amma herşey Antalya'daki hanımların kendi yöre tadlarını yapmaları ile ufak çapta tanıtımdan öteye gidememiş.
Yerinde orjinal hali ile yemek başka tabii.
Her yörenin kendine özgü içli köfteleri vardı ama yukarıdaki Bitlis içli köftesi favorim olup hemen hemen tabakta kalanların hepsini alaraktan köfte aşkımı tescillemiş oldum:)
Buda demek oluyorki köftenin güzeli Bitliste yapılıyor.Yada en azından benim damak zevkime uygun,kıyması gömlek yağı ile kavrulan,ısırıldığında içinden vıcık! diye dışarıya yağı fırtlayan:) bu haşlama köfteler yenilmeyi en üst düzeyde hakedenlerdi..


Çerkez yemekleride tanıtımdaydı..Çerkez tavuğu denilen bu yemeği bizim ''arabaşı,,na benzettim..Kimse alıp denemiyordu yalnız ama sağolsunlar anlatarak tanıtıyorlardı..






Erzurum cağ kebabını denedik..Yani..Daha lezzetli bekliyordum ama zaten yerlerinin Antalya'da olduğunu öğrenince çok şaşırmadık.Ticari bir tanıtımdan öteye gidilmemişti o akşam..



                                                     Gümüşhane'nin pestilleri..


Tavuk olmasa ne olurmuş bilmem.Bizim kız bu kadar yiyeceğin arasından tavuk şiş yiyerek bizi yine şaşırtmadı:)


                                     Her standın içli köftesinden denedim desem:)..


Gaziantep müdavimleri olarak bu standdaki yiyeceklerden tabiiki aldık ama lezzet olarak asılları ile kıyaslayamadık bile..


Bir porsiyon alıp denediğimiz ''Erzincan döneri,, bize işte bu!dedirtti..Bu sebeptendirki 2. porsiyonuda alınarak bendeki döner önyargısıda kırılmış oldu..Çok döner sevmemde..


Ertesi gün yaptığım etli sulu köftelerin miktarını biraz abartınca köfte sıkıp yuvarlamaktan ellerim gece uykudan uyandıracak derecede ağrımıştı..Olsun.İnsanın ailesine kendi elleriyle yapıp yedirdiği yemekler gibisi varmı?


                  Fotoğraf makinasını denerken çektiğim bu kare evimin sevdiğim renklerinden..
26 Eylül 2013 Perşembe

Alamanya-3



Son bölümle Avrupa:) macerama bir nokta koyayım artık diyorum.
Münih'ten sonra geçtiğim Düsseldorf'ta çok kısa bir süre kalıp,dönüş biletimde ordan olunca oraya ait görselleri kayda değer bulmayıp çekemedim dersem yeridir.
Zaten Münih'ten sonra orası bana pek bi avam:) geldi..
Almanya'nın güneyinden kuzeye doğru gittikçe daha sakil bir hal alıyor..
O düzen ve doğa güzelliği sankim biraz daha azalıyor..



Sarı güller...hazan güller..


Bir hafta sonra yapılacak ''Oktoberfest,, leri için dünyanın heryerinden ve Almanya'dan gelen konuklar sokaklarda geleneksel giysileri ile dolaşmaya başlamışlardı..


     4 günlük seyehatimde dışardan yediğim 3 şeyden biri işte bu hevesle aldığım patateslerdi:)
Sağolsunlar konuk olduğum tanıdık ve akrabalar ordu doyuracakmış gibi her seferinde geleneksel yemeklerimizi hazırlayınca buraya özgü tadlara pek zamanda kalmadı açıkçası..Bende çok güvenerek yiyemedim desem yeridir..Tuhaf ve kötü kokan ızgaraları sokaklarda burnumu kapattıracak derecedeydi..Gelirken bagaj haddimi aşmak zorunda bırakan çikolata ve peynir dışında birşeyde getirmedim..Onlarında zaten çoğu burda olunca..İnsan ''Milka,, çikolatalarını oradan daha pahalıya ne diye getirir:)?..Neyse..Birdahaki gidişlerimde daha bilinçli alışveriş yapmak gereğini anlamış oldum.







Akşamda sağolsunlar en meşhur caddelerinden birini gezdirdiler..Binalar belli çok eski,ama o kadar sağlam görünüyorlarki..Birazda kendimi o savaş zamanındaki Almanya'nın filmlerindeki havada hissettim bu binaların önünde..
Kasvetli ve askeri karargahları andıran yapılar..Ruhum biraz sıkıldı.









İlginç dekorasyonları ile ünlü markalarında bulunduğu bu caddede akşam 20:00'den sonra açık dükkan bulmak imkansız..Yani heryerinde öyle.Öyle biz canımız isteyince akşam çiğköfte bile bulup,saat 23:00 lere kadar açık avm lerde gezen tozan,alışveriş yapan milletiz..Kapılar duvar heryerde.Almasak bile girer çıkar.inceler,fiyat alır,gönül gezdiririz:))..Yok..Burada gönlününde,kendininde,gezmesinin bir saati var..Herşey kurallı.Gece kulüpleri haricinde gidebileceğin bir yer yok...Eh oda beni çok yoracağı için program dışına aldık:))


Yine ''Oktoberfest,, etkinliği kapsamında meydanda bir konser vardı ve meydanın içi hıncahınç doluydu..Sadece gençler değil,80'ini aşmış çiftler bile bu konserde kadeh kaldırıp eğleniyorlardı:)


      Ha bire vitrinlerin içini çekmişim:)..Mercedes'in ilk arabalarındanmış,dokunmak yasakmış:)


Ertesi gün hızlı trenle Düsseldorf'a geçtim..
5 saatlik konforlu bir yolculuktan sonra istasyondan Wuppertal'a müşterimizle buluşmak üzere yola çıktım ve işlerimi hallettikten sonra Wuppertal'da 25 yıldır görmediğim akrabamız Menekşe teyze'ye uğramak istedim.Gelmeden önceki akşam aradık ve çok şaşırdı..Hatta belli bir yer belirleyip oradan beni alabileceklerini söyledi ama ben adresle kapılarına kadar varıp zile basınca şaşkınlıktan kalakaldılar:)..
Söylemesi ayıp Almanya'yı avucumun içi gibi biliyorumda:))


Trenle giderken gördüğüm manzaraları kaçırmak istemedim..Ne vardı güzelim vatanımdada azcık yağmur fazla yağaydı heryerede şu yeşilin güzelliğini heryerde görebilseydik..
Ama şükürler olsunki Türkiyeliydim,.Böyle havaalanındaki polislerin robotvari,cd takılmış gibi ses tellerine, tekdüze mimiksiz ve soğuk konuşmaları açıkçası hiç ısınamadığım, hoşlanmadığım tavırlardı..
Gelirken pasaportuma basacakları çıkış mührü için beklediğim sırada sıra bana gelince yaşananları birazdan anlatıcam zaten..


                                                      Köln'den geçerken..


Menekşe teyzem yılların özlemini nasıl gidereceğini şaşırdı...En son benim çeyizlik yorganlarımı nasıl hazırladıklarına kadar geri gittik sohbetlerimizde:)..O kadar yemeğin üzerine meyveyide elleriyle soyup yedirdi..Aklına gelebilecek en son şey
benim pat diye kapısını çalmammış:))Haksızda değil..


Apartmanın arkasında bulunan bahçesini gezdirirken,Alman komşusunun çocukları için kendi yaptığı bu oyuncağı görünce detayların ve el emeğinin güzelliği her daim başka dedim....Özenilmiş.Hoşuma gitti..


Almanya'dan ayrılırken edindiğim izlenimler artık bir yetişkin gözüyle,Avrupa için daha başkaydı.
Genel olarak yolda yardım istediğim ,yer ve tarif sorduğum her Alman'dan istisnasız olumlu ve yardımsever tepkiler aldım.
Bende Türk ve yabancılara karşı oluşmuş düşmanlık önyargısından  dolayı farklı beklentiler vardı ama bırakın böyle bir davranışı çok detaylı yardım ve nazik tavırlarından dolayı şaşırmadım desem yalan olur.. Tabiiki nazik ve özenli bir Almanca ile sorunca tepkiler ona göre değişti..
Sadece Düsseldorf havaalanında çıkış işlemim için pasaport  kuyruğunda beklerken (herhangi bir ayrı ibaresi olmayan 3 tane  pasaport polis noktası) herhangi birine geçiyorsunuz.. 
Yeşil pasaportum olduğu için herhangi bir vize veya sorgu,sual olmadan geçebiliyorum..En azından öyle olması gerekiyor,hatta pasaportun ilk sayfasında olanlar bilir,kolaylık gösterilmesi ve gerektiğinde koruma bile sağlanması talep ediliyor:)..Aslında özel bir pasaport.Eşimin durumundan dolayı ailece böyle bir hakkımız oldu..
Hal böyle olunca bunu kullanmanın zevkinede bu seyahatte erişmiş oldum..Almanya'ya girerken Münih'teki havaalanı polisi pasaportun rengini görünce gayet nazik bir şekilde giriş mührünü basmıştı..

Çıkarken sırada beklediğim polise pasaportu uzattığımda önce şöyle bir baktı.Tok ve sevimsiz ses tonunu yükselterek;Biliyorsunuz Türkiye Avrupa birliğinde değil! dedi..Ben bekleyip nereye varmak istediğini anlamaya çalışıyordum..Birdaha aynı ses tonuyla yineledi ve ben;E yani ne demek istiyorsunuz? diye şaşırarak sordum..Bana;Avrupa birliğinde olmadığınız için bu pasaporta bir başka polis noktası bakıyor! dedi..Tamam siz şimdi bu pasaporta burda çıkış veremiyormusunuz? veremiyorsanız o polis noktası nerde diye sordum sinirlenerek..Yan taraftaki polisin mührü basacağını  ama kendisininde basabileceğini söyleyince tepem attı;Bana ses tonunuzu yükselterek o zaman ''Türkiye Avrupa birliğinde değil!,, diye bağırarak  neden alakasız bir şekilde hitap ediyorsunuz? dedim.Basma yetkiniz var ve buradada basabiliyorsunuz,ayrıca bunun için ayrı bir sıraya geçmem gerektiği hiçbir yerde yazmıyor beyninizimi okuyacağım! diye tepki gösterdim.
Mührü hemen bastı..
Pasaportu alıp geçerken döndüm ve bankodan eğilerek kendisine yumuşak bir ses tonuyla gözünün içine bakarak;''Zaten batmış Avrupa Birliğinize girmeyede hiç meraklı değiliz,,dedim gülerek..
Oh dedim uçağa binince:))
Antalya havalimanına inip pırıl pırıl güneşimizi görüp,pasaport noktasındaki kara yağız:)) polislerimizin birbirleriyle yemekte ne var acaba?yine kuru fasülyemi? muhabbetine şahit olup pasaportumu uzattığımda yüzümdeki gülümsemeden anladılarki ben ülkeme geldiğim için çok mutluydum..Bir an için kuyrukta bekleyip vizesiz takır takır giren Almanlar'a zorluk çıkarmalarını istedim içimden... 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

instagramdayım..

Ben'ce...

Fotoğrafım
Limon çiçekleri
Antalya, Türkiye
Yaşamımızın sınırlarını hayaller belirler.Hayallerin genişliği,yaşamın sınırlarını aşsada bazen,limon çiçeklerinin o dayanılmaz ilhamı kendini buralara atmış durumda.O kokuyu ömrünüzde birkez olsun hissetmeniz dileğiyle...
Profilimin tamamını görüntüle

Google Website Translator

İzleyiciler

Facebook'tayım.

Nereden böyle?

Misafir olduklarım

Sayfalar

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Sponsors